Sempozyumlar


9. Çevre Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımları Sempozyumu Atölye Sonuçları
Perşembe, 09 Temmuz 2009 09:58

Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar Atölyesi Sonuç Bildirgesi

Kısaca GDO (GMO) olarak bilinen Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar son yıllarda ortaya çıkmış ürünler olup çevresel etkileri bağlamında da oldukça tartışma yaratmışlardır. Buradan hareketle çevre, çevre kirliliği ve GDO'ların çevre kirliliğine olası etkileri konusu ilgili atölye çalışmasında ele alınmıştır.

Bu amaçla öncelikli olarak GDO'ların tanımı üzerinde durularak konunun sınırları belirlenmeye çalışılmıştır. Bu tartışmalar ve GDO'lar konusunda katılımcı biyolog arkadaşlardan alınan teknik bilgiler ışığında şunlar şekillenmiştir: Çevresel etkileri bağlamında tartışma konusu edilen GDO'lar laboratuar ve/veya benzeri kontrollü koşullarda üretimi, inceleme ve/veya araştırması yapılan, bilimsel amaçlı deney konusu olan ve/veya endüstriyel üretim malzemesi haline getirilmiş canlıları
içermez. Bu tartışmanın odağında; yeni ortaya çıkan ve bu nedenle klasik atık denetimi yöntemleriyle etkilerinin sınırlanması imkânı bilinmeyen ve/veya olmayan tarımsal amaçlı GDO'lar yer almaktadır. Doğal olarak bu tartışmanın içine GDO'ların hem kentte hem de kırda yaratabileceği her tür çevresel sorun girmektedir. Bu olası sorunlar doğrudan fiziksel sorunlardan iktisadi sorunlara, doğal kaynakların korunması ile ilgili sorunlardan insan sağlığına etkilerine kadar geniş bir yelpazede
değerlendirilmelidir.,

Bu noktadan hareketle öncelikli olarak doğal kaynaklara olası etkileri bağlamında ele alınan GDO'ların gen kaçışı, doğal tür ve varyetelerin tükenmesi gibi çevresel anlamda ciddi ve telafisi mümkün olmayan sorunlar yaratacak bir uygulama olduğu görüşü genel düşünce olarak ortaya çıktı. Ayrıca GDO'ların varsayılan kullanım amaçlarının gerçekçi bulunmadığı, özellikle açlıkla mücadele için geliştirilmişlik iddiasının doğrudan yalancılık olarak tanımlandığı tartışmalar yaşandı.

Ikinci olarak GDO'ların insan sağlığı üzerine olası etkileri hakkındaki fikirler dile getirildi. Bu aşamada özellikle gereksiz yere risk altına girmenin kabul edilemez olduğu, GDO'ların mevcut durumları itibariyle ciddi sağlık riskleri taşıdığı ve toplumu kâr amaçlı projeler nedeniyle ciddi ve öngörülemez tehlikeler altında bıraktığı görüşü dile getirildi. Bu arada bir katılımcı bu konularda korkak olunmaması gerektiğini belirtip riskin kabul edilebilir olduğunda ısrarcı olsa da bu fazladan ve öngörülemez riskin ne amaçla alınması gerektiği konusunda açıklama getiremedi. Özellikle bu
bakış açısı tepki topladı.

Daha sonra ve daha uzun olarak GDO'ların iktisadi etkileri tartışıldı. Pek çok çevresel sorunun temel çıkış noktasının iktisadi sorunlar olduğuna değinen bazı katılımcılar kentlerimizde yaşanan gecekondulaşma sorununa eşlik eden çevresel sorunlara değindiler. Buradan hareketle tarımsal üretim gibi her ülkenin en vazgeçilmez iş kollarından birinin birkaç çok uluslu şirketin kâr amaçlı uygulamaları için tahrip edilmesinin kırda ve kentte sayısız çevre sorununun yaşanmasına sebep olacak çok büyük bir hata olacağı vurgulandı.
Sonuç olarak çevresel ve toplumsal anlamda "kirlilik" yaratabilecek GDO'lar gibi pek çok teknolojinin sistemin kâr amaçlı doğasının bir sonucu olduğu ve mevcut kirlenmenin ancak açlıkla mücadele gibi toplumsal hedeflerin gerçek anlamda hedefleştirilmesi ile giderilebileceği genel olarak kabul gördü.

 

Küresel Isınma Atölyesi Sonuç Bildirgesi


Küresel Isınmanın genel anlamda nedeni sera etkisidir. Ancak sera gazlarının salınımının başlıca nedenleri yaşadığımız toplumun enerji bağımlılığı ve bize dayatılan tüketim kültürüdür.

Bugün "küresel ısınmaya nedir" sorusundan daha çok "küresel ısınmaya karşı alınabilecek önlemler- çözümler nelerdir?" sorusuna cevap vermenin gerekliliğini anlıyoruz. Küresel ısınmanın temel nedenleri üzerinden gidildiğinde çözümün kedi hayatımızda kökten bir değişimden geçtiği görülmektedir. Bununla birlikte yaşantımızın her yerine işlemiş olan küresel kapitalizmin eleştirisinin yapılması gerekmektedir.

 

Enerji atölyesi


Bugün insanlık olarak bir çok çevre sorunuyla karşı karşıyayız. Çevre sorunlarının başlıca kaynağı da insanlığın kendi ürettiği ve idame etmek için gerek duyduğu enerji ve onu elde etme yöntemlerdir. Bu güne kadar yoğun olarak kullanılan fosil yakıtların yarattığı toprak, su ve hava kirlilikleri yaşadığımızı toplumu tehdit etmekte ve felakete doğru sürüklemektedir.

İnsanlığın ve ülkemizin düştüğü enerji açmazının çözüm yolları mevcut kaynakları iyileştirmek ve barışçıl enerji kaynaklarına yönelmektir. Ayrıca insanlığın var olan enerji ihtiyacına küresel anlamda bir kökten cevap verilmesi ve yaşamımıza dayatılmakta olan tüketim kültürünün önüne geçilmesi gerekmektedir.

Yaşadığım toplumun üretim ilişkileri sorunların temeline inmeden, çok daha fazla ağır sonuçlar yarabilecek bir enerji üretim yöntemini nükleer enerjiyi dayatmaktır. Özellikle 3. dünya ülkelerinin hedef alındığı nükleer enerji santrallerini ülkemizde de gündemdedir ve enerji sorununa bir çözüm olmayacağı bir çok insan ve kuruluş tarafından belirtilmektedir.

 

Sürdürülebilik Kalkınma Atölyesi Sonuç Bildirgesi

Ülke içindeki okuma - yazma oranı, çocuk ölümleri oranı gibi çeşitli verilerle de belirlenebilen kalkınma seviyesine, aynı zamanda, devletin yurttaşlarına tanıdığı imkanlar ve oluşturduğu refah ortamının analiziyle de ulaşılabilir. Kalkınma, teknolojik yenilikleri ve gelişmeleri gözardı etmeyerek, insanla ve doğayla barışık olmalı; bu sayede, ekolojik yaşama müdahale en aza indirilmelidir. Kalkınma süreci içerisinde doğal kaynakların kullanımı konusunda hassas davranılmalı, toplumsal sınıflar arasındaki gelir adaletsizliği kaldırılmalıdır."

 

Kentleşme Atölyesi Sonuç Bildirgesi

GÜNÜMÜZ KENTININ TANIMI
Kent kapitalist üretim ve tüketim ilişkilerinin merkezi olarak, kırsalını sürekli tüketen, hem toplumsal dengesizliklerin hem de bunun sonucunda mekansal dengesizliklerini yaratan; sonuçta kanserli bir hücreye dönüşen bir organizmadır. Kendi hastalıklı büyüme sürecini ve dolayısıyla içinde varolmaya mahkum kılınan insanoğlunu yok oluşa doğru götürmektedir.
KENT NE OLMAMALI? NE OLMALI?
Kent denen kanserli hücrenin parçalanarak kendi ekolojik dengelerini kurduğu ve sistemin dayattığı belli çıkar ilişkilerinden arınmış; eşitlikçi, etkileşim, dayanışma ve hakçalık gibi ilkelerle ve yerel özelliklerinden yararlanan ve özgün kentsel formlarını kurgulayabilen bir kent modeli kurgulanmalıdır.

 

Çevre Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımları Semposyumu Ikeleri:

1- Çevre sorunlarına öğrenci yaklaşımları sempozyumu öğrenci tabanlı bir oluşumdur. Ülkedeki farklı üniversitelerinden, çevre sorunlarına duyarlı öğrencilerin katıldığı bir ortamdır. Her sene farklı bir üniversitenin çevre ile ilgili çalışma yapan topluluğu tarafından düzenlenir.

2- Sempozyumun hazırlanmasından, sadece o sene bu sempozyumu düzenleme görevini üstlenmiş üniversite öğrencileri değil sempozyuma katılan veya katılacak bütün üniversite öğrencileri sorumludur. Bu sayede sempozyumun hazırlanması diğer sempozyumlardan farklı olarak kolektif üretime dayanır.

3- Sempozyum bir disiplinlinin tekelinde değildir. Sempozyum çevre sorunlarına bir bütüncül çözümler üretmeyi hedeflemektedir. Bu yüzden sempozyum disiplinler arası bir çalışmadır.

4- Sempozyuma katılan üniversite öğrencileri arasından her üniversiteyi temsilen 2 kişi seçilir. Bu temsilciler yönetme kurulu değil, bir yürütme kurulu gibi çalışır. Sempozyum dışında ki etkinliklere karar verirler. Ancak asıl karar merci sempozyum'dur.

5- Çevre sorunlarına öğrenci yaklaşımları sempozyumu ülkemizdeki çevre sorunlarına çözüm üretme amacı güder ve bunun için kendi içinde tartışma ortamlarını yaratır.

6- Sempozyumun düzenlemesinde öncelikle öğrenci öz kaynaklarından yararlanılır. Bunun dışındaki kaynakların kullanımında sempozyumun içeriğine uygun olup olmadığı aranmalıdır. AB, ABD veya diğer dış kaynaklı fonlar, sponsorlar sempozyum çalışmasında kullanılamaz. Türkiye?de ki kamu kurumu niteliğinde olan kurumlar (belediyeler, bakanlıklar, üniversiteler, TÜBITAK v.b. gibi) dışında sponsor alınmaz.

7- Her sempozyumda bir sonraki sempozyumu düzenleyecek üniversite ortak irade ile belirlenir.

8- Sempozyumun son günü sempozyuma katılanlar arasından sempozyum sonuç bildirgesi hazırlama komisyonu belirlenir ve sempozyumun sonuç bildirgesi hazırlanarak basın yayın organları ile Türkiye kamuoyuna sunulur.

9- Sempozyumun içeriği olabildiğince iletişime dayanmalıdır. Sunumlarla boğulan bir etkinlikten ziyade, tartışma ortamı yaratan ve bu tartışmalardan sonuç alabilen mekanizmalar geliştirilmelidir. Atölye çalışmaları tartışma ortamları yaratılabilmesi açısından yararlıdır.

10- Sosyal etkinlikler üniversite öğrencileri arasındaki iletişimin geliştirilmesi açısından önemlidir. Bu gibi etkinlikler tartışmaların daha samimi ve cesaret verici sürmesini sağlar. Sosyal etkinliklere önem verilmelidir.

11- Sempozyum süresi en az 3 gündür.
(Bu ilkeler 9. sempozyumda alınan kararlardır. Ve sadece en yetkili kurulu olan sempozyum bileşenleri tarafında sempozyumda değiştirilebilir.)
 
9. Öğrenci Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımları Sempozyumu kitabı
Çarşamba, 08 Temmuz 2009 16:42

9. Çevre Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımları Sempozyumu Kitabı için tıklayın

9. Öğrenci Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımları Sempozyumu

13-15 Nisan 2006

Düzenleyenler:
ODTÜ Çevre Topluluğu
ODTÜ Doğa Topluluğu

Yer: ODTÜ mimarlık Amfisi

 
DOĞA FELSEFESİ
Pazartesi, 06 Temmuz 2009 15:39
DOĞA FELSEFESİ


"3.Çevre Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımlaı Sempozyumu'nda sunulan çalışmadır."


Doğa Topluluğu olarak bu sunuşumuzla "Doğa Felsefesi" başlığı altında ilk insandan günümüze kadar insanların doğaya bakış açılarını inceleyeceğiz. İnsanların doğaya bakış açıları, çevre şartlarına, geçirdikleri aşamalara, bilgi seviyelerine, sahip oldukları teknolojiye ve toplumsal yapının egemen görüşlerine göre degiştiğinden ilk insandan günümüze kadar geçen süreci tarihsel, toplumsal, ekonomik ve teknolojik gelişmeler yönünden inceleyeceğiz. Böylece insanların doğayı nasıl algıladıklarını ve neden o şekilde algıladıklarını anlamaya çalışacağız.

Devamını oku...
 
Merhaba ve teşekkür
Pazartesi, 06 Temmuz 2009 14:37

Merhaba...

Her yıl farklı bir üniversitede düzenlenen "Çevre Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımları Sempozyumu" 13 - 15 Nisan 2006 tarihinde ODTÜ de düzenlenmiştir. Sempozyumumuz, düzenleneceği üniversitenin öğrenci topluluğu veya toplulukları tarafından organize edilmektedir. Bu yıl düzenlenen sempozyum ise ODTÜ Çevre Topluluğu ve ODTÜ Doğa Topluluğu tarafından düzenlenmiştir. Bizler, ODTÜ Çevre Topluluğu ve ODTÜ Doğa Topluluğu üyeleri olarak, öğrenci tabanlı ve çevre sorunlarını derinlemesine tartışan bir sempozyum düzenlemeye çalıştık. Bu sene yapılan sempozyumda farklı bir yöntemi, "atölye çalışmalarını" hayata geçirdik. Çevre sorunlarını temel gruplara ayırarak, etkinliğe katılan her bireyin tartışmalara katılmasını sağlamayı hedefledik. Bu konuda büyük oranda başarılı olduğumuzu düşünüyoruz.

 

Devamını oku...
 
12. ÇEVRE SORUNLARINA ÖĞRENCİ YAKLAŞIMLARI SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ
Pazar, 31 Mayıs 2009 14:28

          Her yıl farklı bir üniversitenin öğrencileri tarafından düzenlenen Çevre Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımları Sempozyumu’nun 12.si bu yıl 16-17-18 MAYIS tarihlerinde Atatürk Üniversitesi Çevre Kulübü tarafından Atatürk Üniversitesi’nde düzenlenmiştir.

          Çevre kavramı yaşanan ekolojik krizlerle birlikte ön plana çıkmaya başlamış ve ülkemizde bu konu üzerine her sene bir çok sempozyum, kongre, panel v.b. düzenlenmektedir. Ancak düzenlenen birçok sempozyum kimi zaman detaylı akademik çalışmalara ve belirli bir meslek disiplinine dayanmakta, kimi zaman da ekolojik krizin bizzat sorumlusu olan kapitalist çevrelerin fonları ile düzenlenmekte ve yönlendirilmektedir. Çevre Sorunlarına Öğrenci Yaklaşımları Sempozyumu ise,  tam anlamıyla öğrenci emeğine, dayanışmasına ve kolektif üretimine dayanmaktadır. Sempozyumumuzda kamu kurumları hariç hiçbir firmadan, fon, sponsor kullanılmamaktadır. Yaşadığımız sorunlar karşısında akademik, bilimsel ve toplumsal olarak kayıtsız kalmayacağımızın farkındayız. Yaşadığımız ortak sorunlara karşı birlikte çözüm üretebilme becerimizle, toplumcu bir bakış açısıyla çevre bilincini oluşturmak için tüm çabamızla, geleceğe ve yaşanabilir çevreye sahip çıkmak için birlikteliğimizden gelen güçle mücadelemizi yükseltip güçlü bir çevre yaklaşımı yaratma ideasını üç günlük kurultayımız boyunca yaşadık.
Devamını oku...
 
Barışçıl Enerji Seçeneklerinin Önemi
Çarşamba, 11 Şubat 2009 11:53

    Çevrecilik, insanoğlunun neden olduğu sorunlara bir tepki, bir uyarı, bir çare. Bu sorunlar o kadar tehlikeli bir hal aldı ki, bir an önce çözüm yoluna gidilmelidir. Çevrecilikten çöpçülüğü anlayan zihinlere bildirmek gereklidir; dünya alarm veriyor bizlere! Nüfus artışı ve ihtiyaçların çeşitlenmesi enerjiye olan gereksinimi arttırmaktadır. Bugün kullanılan kirli enerji sistemleri doğal çevreye onarılmaz zararlar vermektedir. Fosil yakıtlar olarak adlandırılan petrol, doğalgaz ve kömür küresel ısınma, asit yağmurları, hava kirliliği gibi çevresel etkilileriyle karşımıza çıkmaktadır. Büyük su rezervuarları nedeniyle metan gazı oluşumu ve toprak kirliliğine neden olan hidroelektrik santraller tam bir felakettir. Nükleer santraller ise çevreye yaydıkları radyoaktif izotoplar ve güvenlik sorunlarıyla doğayı tehdit etmektedir.
    Küresel ekonominin en önemli girdisi ‘enerji’dir. Ülkemize baktığımız zaman görüyoruz ki; Türkiye enerji ithalatçısı bir ülkedir gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Ayrıca ülkemizin enerji politikasının yetersizliğinin bedelini ithal petrole aşırı bağımlılıktan kaynaklanan ekonomik, toplumsal kayıplar, büyük doğa tahribatı, kirliliğe bağlı sağlık sorunlarıyla ödüyoruz…

Devamını oku...
 
Yeniden Doğaya Bağlanma Ütopyası
Çarşamba, 11 Şubat 2009 11:50

ÖZET


Sanayi uygarlığı insanı, üreten ve tüketen bir iktisadi özne olarak değerlendirirken onun nesnesi olan doğanın hoyratça kullanımını kolaylaştırmıştır. “Ya büyü, ya öl” düsturundan hareketle toplum dışı, toplumu yıkan bir mekanizma olarak boy gösteren kapitalizm, doğanın da yıkımına neden olan ekolojik bunalımlara yol açmaktadır. İnsan-doğa ilişkisi doğayı ve insanı birbirinden ayıran ve merkeze insanı yerleştiren geleneksel bir etiğin zemininde mi, yoksa, yeşil retorikte bir küfür gibi algılanan insan-merkezci dualizmi reddeden ve doğa ile mistik bir birlik anlayışını savunan ekolojik bir etiğin zemininde mi ele alınıp alınmayacağı tartışılmaktadır. Ancak insanı dönüştürmedikçe, toplumsal bağlamı farklılaştırmadıkça ekoloji üzerine geliştirilen politikalar kısa süreli önlemler, klişeleşmiş işlemler ve içi boş çözümlerden öte değildir. Kurumlaşmış otorite olarak tanımlanan toplum üzerindeki egemenlik ve iktidar olgusu, insanın doğayı sömürmesi ve hükmü altına alması gerektiği yolundaki kavrayışa neden olmuştur. Toplumsal ekolojiye göre, nasıl ki ataerkil ailede erkeğin kadını sömürmesi, devletin halk üzerinde baskı oluşturması, egemen grupların sahip olma hırsı ve rekabetçi tutumları insanlığı bir metaya dönüştürdüyse; benzer şekilde doğanın her bir unsuru da bir mala ve kaynağa dönüştürüldü. Konu başlıkları kent, toplum, üretim ve ekonomi olarak hazırlanan bu metinde,  hem insani hem de ekolojik boyutlara sahip, düşüncede organik, etikte tamamlayıcı, iktisat ve siyasette ise katılımcı ve konfederal ilkelere dayanan bir eko-model oluşturulmaya çalışılmıştır. Tasarlanan bu model; küçük ölçekli organik komünlerin oluşturulmasını, gündelik temelde doğal dünyanın güzelliğinin yaşanmasını, insanların birbirine verebileceği açık, dolayımsız, duyumsal haz, paylaşımcı tutum ile hayatını yüceltilmesini sağlayacak ve çalışmada coşkulu bir sanatsallığı geliştirecek bir radikal dönüşümün gerekliliği üzerine kurulmuştur. Böyle bir tasarının ütopikliği, “statik ve gerçekdışı” olarak değil, özlem duyduğumuz bir toplum düzeni, tam olarak gerçekleştirilmese bile, ona bir şekilde yaklaşmayı mümkün kılan ve bundan dolayı değerli olan “dinamik ve gerçeğe yakın” bir paradigma olarak değerlendirilmelidir.
Devamını oku...
 
Alternatifi bulunmayan tek kaynak: Su…
Çarşamba, 11 Şubat 2009 11:44

   Mitolojik hikayelerde olduğu gibi dünyada hayat veren dört unsur vardır. Bu dört unsur antik çağ filozoflarının keşfettiği; toprak, su, hava, ateşten ibarettir. Bütün zenginlikleri ile toprak; atmosferden öteye doğru genişleyen artık onsuz parmağımızı bile kıpırdatma imkanımız olmayan enerji ve giderek kıtlığını yoğun bir şekilde hissettiğimiz su, tüm varlıkların hayatının esası olmaya devam etmektedir. En küçük canlı organizmadan en büyük canlı varlığa kadar, bütün biyolojik yaşamı ve bütün insan faaliyetlerini ayakta tutan su dur. Bir insan düzenli ve minimum miktarda su almaz ise, o insanın hızlı ve verimli olmasını bekleyemezsiniz. Bir insanın iklime, doğadaki aktivitesine ve ortam ısısına bağlı olarak minimum her gün 2.5lt. su içmesi gerektiği söylenmektedir. Dünyamızın %70 ini kaplayan su, bedenimizin de önemli bir kısmını oluşturmaktadır.

   Geleneksel medeniyetlerde su, içerisinde mistik bir arıtma  ve temizleme gücü barındıran, saflığın , sadeliğin , bilgeliğin sembolüdür. Osmanlı su medeniyetinde su, kullanılan, tüketilen bir sıvı değil aynı zamanda sebiller, fıskiyeler, havuzlar, sel sebiller, sarnıçlar, kuyular vs. ile şehrin içerisine tabiatın hareketli ve hür havasını getiren bir temaşa unsurudur.
   İnsanlığa hizmet olarak Osmanlı Devleti zamanında bir medeniyet kaynağı olarak kullanılan sular insanlığa sebil, hamam, sulama kanalı ve içme suyu olarak Osmanlı coğrafyasının her yerinde vatandaşlarının hizmetine sunulmuş olduğu arşivlerden görülmektedir.
   Tabiat ile insan arasındaki ilişki, özellikle Endüstri Devrimi ve sonrasında tabiat aleyhine gelişen bir seyir takip etmiştir. Daha fazla tüketmek için tabiatın sunduğunun daha fazlasını alabilme yarışı, hayat için elzem olan kaynakların, tüketimi giderek karşılayamaz hale gelmeleri sonucunu doğurmuştur. Bu sonucunun getirdiği endişe ile milletlerarası ilişkiler yönlendirilmekte; geleceğe yönelik planlar ve araştırmalar, iktisadi ve siyasi ittifaklar, savaş ve silahlanma yarışları ile, tayin edile dış politika esasları büyük oranda enerji, verimli topraklar ve su kaynakları üzerine inşa edilmektedir.
   Yüzyıllar insanoğluna ferahlık veren su, son günlerde bir savaş sebebi olarak da anlatılmaktadır. Bununla beraber dünyada  hızla artan nüfus, gelişen tarımsal ve endüstriyel amaçlı su kullanımını, Türkiye’nin de dahil olduğu Ortadoğu coğrafyasında suyun önemini daha da artıracaktır. Türkiye ve Ortadoğu çevresindeki su kaynakları ihtiyaçları karşılamaktan uzak gözükmektedir.su bakımından fakir olan ülkeler, kendilerine oranla su zengini saydıkları ülkelerin su kaynaklarına göz dikmektedirler. Sınır aşan nehirlerle ilgili ülkeler arasında da su kullanımı konusunda büyük ihtilaflar doğmaktadır. Bu sebeple sık sık  “su savaşları” senaryoları üretilmektedir.

Devamını oku...
 
Sürdürülebilir Kalkınmanın Reddi
Çarşamba, 11 Şubat 2009 11:32

1972 yılında dönemin uluslar arası politika dengeleri çerçevesinde oluşan “Çevre ve İnsan”  merkezli çevre politikaları, 1992 yılına ulaşıldığında “Çevre ve Kalkınma” anlayışına dönüşmüştür. Bugün ise temel çevresel söylem “Sürdürülebilir Kalkınma” kavramı çerçevesine daraltılmıştır. Bu açıkça felsefi-ideolojik kırılma, çok açıktır ki, çevresel değerleri ve doğal varlıları temel alan değil, ekonomik kalkınmayı, serbest piyasayı ve kar dürtülerini temel alan bir yaklaşımdır. Bu noktada, “sürdürülebilir kalkınma” nın halihazırdaki kapitalist bir kalkınma anlayışının bir retoriği olduğu gerçeği vurgulanmak ve böyle bir kalkınma anlayışının da mevcut uluslar arası eşitsizlik koşullarında özellikle gelişmekte olan ülkeler için “sürdürülemez” olduğu ortaya koyulmak durumundadır.

 

GİRİŞ

 

1960’lar 1970’ler kirlilik hakkındaki kaygıların yoğunlaştığı bir dönemdir ve o zamandan günümüze kadar geçen süreçte çevre sorunları ulusal ve uluslararası kuruluşların gündemine girmiş ve önemli yerler tutmuşlardır. Yine bu dönemde çevre sorunlarının insanoğlu, küresel kaynaklar, sosyal ve fiziksel çevresi arasındaki oldukça karmaşık bir ilişkinin sonucu olarak ortaya çıktığının farkına varılmıştır. 1960’lar sonrasında çevre tahribinin boyutları ve insanlık için önemi daha da iyi bir şekilde anlaşılmaya başlamış ve sonuçta geleneksel büyüme hedef, strateji ve politikaların kabul edilebilirliği hakkındaki soru ve sorular kamuoyu önünde tartışılmaya başlanmıştır. Bütün bu tartışmaların arka planında insan-çevre ilişkilerine ilişkin var olan anlayışın dönüşümünü görebiliriz. İnsan-çevre ilişkileri yeniden kurgulanırken, çevre kavramı hem insanları çevreleyen, hem de insanların içine dahil olduğu karmaşık ve birbiriyle ilişkili bir bütün olarak yeniden “tanımlanmaya” çalışılmıştır.

Devamını oku...
 
Sürdürülebilir Kalkınma Ve Çevre
Çarşamba, 11 Şubat 2009 10:45

ÖZET

Dünya üstünde yaşayan insanların çoğunluğunun ihtiyaçlarının daha iyi karşılanması ve hayat  standardındaki eşitsizliklerin azaltmak amacıyla,yayılan yoksulluğu engellemenin vazgeçilmez bir ihtiyaç teşkil etmesi durumu,bunu tüm devletlere ve bireylere sahip olunanı koruyan bir kalkınma için iş birliği yapılması gereken temel bir görev haline getirmektedir.

Devletler dünya eko sisteminin sağlığının ve bütünlüğünün korunması ve muhafaza edilmesi konusunda global bir ortaklık ruhuyla iş birliğine gitmelidirler. Farklı çevresel kötüleşmelere global bakış,devletlere ortak fakat birbirinden ayrı sorumlulukları getirmektedirler. Gelişmiş ülkeler,sürdürülebilir kalkınmadaki uluslar arası denetleme sorumluluklarını kontrol ettikleri finansal  kaynakları,toplumların global çevreye olan etkileri ve teknolojileri açısından kabul etmektedirler.[RİO DEKLORASYONU]

Anahtar Kelimeler: Rio Deklorasyonu, Çevre ve Ekonomi ,Sürdürülebilir Kalkınma ve    Çevre,Küreselleşme, Ortak Geleceğimiz, Dünya Sürdürülebilir Kalkınma  Zirvesi, Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma
Devamını oku...
 
<< Başlat < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 > 3

GDO'ya hayır!

Reklam